AMPURIA TOUR :: Ampuria Blog >> EY GİDU KAREDENUZZZZ...

Ey gidu Karedenuzzzz...


Ey gidu Karedenuzzzz...
24.Bölüm...

..
Önceleyin bir açıklama:
Diz üstü bilgisayarima çay döküldü ve tamir edilme şansı olmamak üzere bozuldu bilgisayarım. Bir sürü para verdim hard diskini kurtarsınlar diye ; çünkü onun icinde sadece Karadeniz'e dair yazdigim hikayeler degil, derelerin ve tepelerin ve de insanlarin, o insanlar ki ; mahcup, asi, cüretkar ve daglarina boyun egen rüzgarlar gibi uysal ve mütevazi, evet onlarin hikayeleri var...
...
bir kac bölümünü simdi oldugu gibi Almanca klavyeli diz üstü bilgisayarimla yazdim. Son derece ömür törpüleyici bir mesgale; önce Almanca klavyeyle yaziyorsun, sonra hepsini Türkce karakterlerle degistiriyorsun. Anlam da düsüyor, imla da... Her neyse ona rağmen siz anlayın Almanca klavyeli diz üstünde yazdığımı... Siz de düzeltin bi zahmet tüm anlam ve imla yanlislarini...
...
Bu üçüncü kez; sağ tarafa doğru üç adım atıyor önce, sonra sol ayağını havaya savuruyor, tam da o anda sol ayağını tutuyor, belli ki bir sorun var, duraklıyor bir an ama acıya hiç aldırmadan, müziğin ritminden de kopmadan, sağ tarafa doğru üç adım atıyor, yüzünde sevgi dolu mutlu gülümseme eksilmeden, sonra da ayağını solda havaya savuruyor...

https://www.youtube.com/watch?v=_EU3x21ChNA
...
Simsiyah bir takim elbise giymisti o gün, ertesi günü o günün...
'Biliyor musunuz cocuklar demisti; idealleri olmali insanin, ilkeleri gibi...

Hani su ictiginiz Coca Cola varya Amerikan emperyalizminin sembolüdür, o da sömürünün sembolüdür. O nedenle icmem, siz de icmeyin. Gözleri dolmustu söylerken; o fidanlara kiydilar, iste siz sömürülmeyeseniz diye, insan gibi yasayasiniz diye hayatlarini hice sayanlara kiydilar, sesi titredi, belli belirsiz iri siyah kaslarinin altinda kaybolan gözlerinden damlalari bosaldi gözlerinin...
Onlara kiydilar, diyelbildi sonra da hickira hickira agladi otuz yedi tane lise iki talebesi ögrencisinin önünde...
...
Herkes gibi ben de siraya girmistim o gün gazete alabilmek icin. Dıger günler bas bas bagırırdı tüm sehır ; yazıyo, yazıyoooo diye... Oysa suspus olmuştu her şey;ne yapraklar kımıldıyor, ne de korna gürültüleri sokaklarını boğuyordu şehrin, ne de halden anlamaz insan sesleri geziniyordu şehrin sokaklarında...


Sesini kaybetmişti şehir... Öyle sessizce bakıp gökyüzüne, rüzgarlara amade gri ve siyah bulutların hemen altında milyonlarca omuzlarda taşınan tabutları seyrediyordu sanki vicdanını, sesi gibi kaybetmiş şehir... Ben de sesimi kaybetmiştim, gözyaslarımı da, tıpkı annemi kaybettiğimde olduğu gibi...Benim de kayboldu sesim gözyaslarım gibi...
...
İlkeleri olmali insanin; o gün bugündür Coca Cola icmem... Geziden sonra ne marketlerinden allis veris yapiyorum, ne bankalarina para yatiriyorum, ne kahvelerinden iciyorum, ne zincirlerine giriyorum, ne de oralarda alis veris yapiyorum, seciyorum yani...

Mesela kımınle seyahat edecegımı de;Dostlugu ve alaninda yetkinligi kanitlanmis Işıl Dirim Kavitaş ile tabi ki...
Gececekse param onlara, benden yana, benim gibi olanlara gecsin, Işıl Dirim Kavitaş'a gecsin...

Evet ben bir Don Kisot'um ve benim bir Pançom var;
her Firavunun bir Musa'sı olduğu gibi...
...
Oysa ne kadar cok dönenler oldu, ne kadar cok vazgecenler ama o vazgecmedi tabutlari milyonlarca omuzda tasinanlar gibi...
Ve asla vazgecmedi Kadem abi...
...
Soyle savurdu ayagini sola dogru, üc adim saga attigindan sonra...
Kadem abi...
...
O da çıktı Samsun'a, onca hainlikten sonra... 
Şöyle savurdu ayağını havaya, sola doğru, Samsun'da...

IŞIK AYDIN
 


Henüz yorum yazılmamış

İlk yorumu siz yazın

Lütfen bekleyiniz...